11 Nisan 2011 Pazartesi

orhan tanakıncı, trakya hürhaber gazetesi'ne röportaj verdi...

silivri belediyesi kültür merkezi fotoğrafçılık kursu öğretmeni, "hocamız" orhan tanakıncı, trakya hürhaber gazetesi'ne röportaj verdi. röportaj şu şekilde:

"Zanaatçı Olmadan, Sanatçı Olunmaz

TRT’den emekli gazeteci, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve Sürekli Basın Kartı sahibi, Silivri Belediyesi Kültür Merkezi Fotoğrafçılık Kursu eğitmeni, Orhan Tanakıncı, fotoğraf sanatçısı olmanın püf noktalarını açıkladı.
Fotoğraf sanatı üzerine Silivri Belediyesi Kültür Merkezi Fotoğrafçılık Kursu eğitmeni Orhan Tanakıncı ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Akademik yapıya sahip olan Tanakıncı, iki dönem boyunca tecrübelerini Silivrili fotoğraf severlerle paylaşıyor. Yaratıcılık kazandırmayı ön planda tutan Orhan Takakıncı, hedefini Silivri’den bir ulusal ve bir uluslar arası fotoğraf sanatçısı yetiştirmek olarak açıkladı.

Renginar M.SALİ: Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Orhan TANAKINCI: İstanbul Üniversitesi’nde mastır yapıyorum. Tez aşamasındayım. Yeditepe Üniversitesi Görsel İletişim ve Tasarım bölümünde yüksek lisans yaptım.1980 yılında TRT’ye girdim. Ondan önce Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Sinema-TV Enstitüsü’nde çalıştım. Halit Refik, Metin Ersan’lardan fotoğraf ve film dersi aldım. 1980’den 2000 yılına kadar TRT İstanbul Haber Merkezi’nde televizyon gazeteciliği yaptım. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi ve sürekli Basın Kartı sahibiyim.
Renginar M.SALİ: Fotoğrafçılığa ilginiz nasıl başladı?
Orhan TANAKINCI: Ben öncelikle bu işin okulunu okudum ve bütün hayatım boyunca TRT’de gazetecilik yaptığım zamanlarda hem fotoğraf makinesi hem kamera kullandım. Ben iyi bir foto jurnalistim.

“FOTOĞRAF; IŞIĞI RESMETME VE İFADE ETME SANATIDIR”
Renginar M.SALİ: Haber ve sanat için fotoğraf nasıl çekiliyor?
Orhan TANAKINCI: Fotoğraf, öyle kolay öğrenilebilen bir şey değil. Makineyi herhangi bir şekilde kaldırıp tuttuğunuzda makinenin kendi kendine çektiği fotoğraftır. Fakat kadrajı, oraya gelen ışık miktarını, renkleri siz düzenliyorsanız… Fotoğraf, biliyorsunuz iki kelimeden foto ve grafik’ten oluşuyor. Foto-ışık, grafik- yazmak demek. Yunanca grafos kelimesinden gelir, yani ışıkta yazma, ışığı resmetme sanatıdır. Aynı zamanda da kendinizi ifade sanatıdır.

“FOTOĞRAF MAKİNESİ, SANATIN GELİŞMESİNE ARAÇ OLDU”
Fotoğraf makinesi, sanatın gelişmesinde önemli bir araç oldu. Dünyada fotoğraf kamerasını bulanlar ressamlardır. Ressamların fotoğraf kamerasını bulma derdi şuradan başladı; o zamanki realizmden bahsederek hayatın birebir kopyasını yapmak istediler. Ama insanoğlu eli bir türlü fırçaların ve boyaların yardımıyla o gerçekliği fotoğraf kadar yansıtamadı.

“FOTOĞRAFI İKİYE AYIRIYORUZ”
Fotoğrafı ikiye ayırıyoruz; 1.bas-çek dediğimiz gözüksün diye çekersiniz, zaten otomatik ayarı onu yapar, ama eğer sanattan söz ediyorsanız onu otomatikten Manuel’e almanız, fotoğrafı bir plastik değer gibi kendiniz işlemeniz gerekir. Kendiniz işlemeye başlayınca, bazı bilgilere ihtiyacınız var demektir.

“SANATÇI; KENDİ İRADESİ, BİLGİ VE BECERİSİYLE ANLATMAK İSTEDİĞİNİ SÖZCÜKLERLE ANLATAMADIĞINDA FOTOĞRAFIYLA ANLATAN KİŞİDİR”
Sanatçı dediğiniz zaman, kendi iradesi, bilgi ve becerisiyle anlatmak istediği şeyi sözcüklerle anlatmaya kifayet etmediği halde görüntülerle anlatan kişidir. Kareyi artık kendisi seçiyor. Yürürken de fotoğraf sizi bulur. Yolda giderken birini çekerseniz de fotoğraf olur ama fotoğraf sanatçısının mutlaka bir mesajı var. Bir konusu ve amacı var. O zaman fotoğraf makinesini sanat olarak kullanmak gerek.

“FOTOĞRAF SANATÇISI; DÜNYAYA HERKESTEN FARKLI BAKAN KİŞİDİR”
Geçen sene düzenlediğimiz fotoğraf yarışmasında mesela bir siyah beyaz çalışma 1. Oldu. Herkes “Bu Silivri’yi mi anlatıyor?” diye sordu. Ama o fotoğraf, Silivri köylerinde mangal kömürünü çıkaran bir işçinin görüntüsüydü. İlk defa fotoğraf çeken bir hanımefendinin çalışmasıydı. Jüri de benim dahil hiç kimsenin müdahalesi olmamasına rağmen oy birliğiyle birinci seçildi. Fotoğraf sanatçısı dünyaya herkesten farklı bakan kişidir. İkincisi ben akademisyenim. Derslerden vakit bulup fotoğraf çekmeye gittiğimiz zaman spesifik konularla ilgileniyorum, ama asıl öğretmeyi çok seviyorum.

“SİLİVRİ KÜLTÜR MERKEZİ’NDEKİ SERÜVENİM SANAT FESTİVALİ’NE KATILIMLA BAŞLADI”
Yıllarca İstanbul’da oturdum. Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar’ın düzenlediği Sanat Festivali’ne katıldım. Dışarıdan Silivri’ye gelen birisi olarak orada kendi görüşlerimi ifade ettim. Sağ olsun Başkan Işıklar ve Ayfer Köylü hanımefendi benim konuşmalarımı değerlendirip, bana fotoğraf dersi vermemi önerdiler. Seve seve kabul ettim. Kültür Evi’ndeki serüvenim böyle başladı. Ben iyi bir görüntü yönetmeniyim, iyi bir fotoğrafçıyım ve amatör olarak iyi resim yapıyorum.

“ZANAATÇI OLMADAN, SANATÇI OLUNMAZ”
Fotoğrafı öğretmeniz için çekmeniz gerekiyor. Ben binlerce çektim. Ama önemli olan kendinizi ifade edebilmeyi becerebilmek. Şu anda ders verdiğim öğrenciler, ikinci kuşak oluyor. Birinci kuşakla da çalışmalarımız devam ediyor. Güzel bir fotoğraf grubu oluşturduk. Örneğin öğrencilerimden adem akıncıoğlu, Silivri Fotoğraf Kulübü’nün sitesini kurdu. Böyle bir güzelliği oldu. Sanat öyle boya küpüne daldırıp çıkarınca olmuyor. Bir insanın fotoğraf sanatçısı olabilmesi için belirli bir sürekliliği ve arayışı olması gerekiyor. Önce zanaatı öğrenmeniz gerekiyor. Zanaat ile sanatı ayıran iki önemli nokta var. Zanaatkâr; fotoğraf makinesinin bütün tekniklerini ve nasıl kullanılacağını çok iyi bilir. Zanaatçı olmadan, sanatçı olunmaz. Sanatçı olabilmek iki unsura bağlıdır: bir, yenilikçi olmak iki, cesur olmak.

“SANATÇI; ÇİRKİNLİKLERDEN GÜZELLİK YARATIR”
Yeni bir şey söylüyorsanız, fotoğraf sanatçısısınız demektir. Yeni bir şey söylemek için de cesur olmak gerekir. Toplumun bakma kalıplarından farklı bakmak gerekir.
Fotoğrafın ideolojisi pek olmaz. Sanatçı dediğiniz kişi, insanoğlunun yaşadığı yerdeki çirkinliklere muhalif olan insandır. Sanatçının diğer becerisi de çirkinliği alır öyle bir yere koyar ki güzellik yaratır. Çünkü çirkin olmadan güzelin, güzel olmadan da değeri anlaşılmaz. Maalesef ki bizim dünyamız böyle, önemli olan bunun farkına varabilmek.

“MİSYONUM ÇİRKİNLİKLERE MUHALİF İNSANLARI ÇOĞALTMAK”
Renginar M.SALİ: Misyonunuz nedir?
Orhan TANAKINCI: Benim misyonum çirkinliklere muhalif insanları çoğaltmak. Ben akademisyenim ve işin hem teorisiyle hem de pratiğiyle ilgileniyorum. Benim niyetim bilgi ve becerilerimi genç insanlara aktarmak. Amacım; ‘ İyi fotoğraf çekmekten çok, iyi fotoğraf çekebilecek insanlar yetiştirmek’ ben bu yüzden Silivri’deyim. Silivri’den bir tane ulusal ve bir tane de uluslar arası fotoğraf sanatçısı çıkarırsam, başarılıyım demektir.

Renginar M.SALİ: Alanınıza ilgi nasıl?
Orhan TANAKINCI: Burada çeşitli branşlar var ve plates, dans ve çocuk balesini saymazsak en kalabalık gruplardan birisi de fotoğrafçılık, başvuran 175 öğrenci var ve hala geliyorlar.
Renginar M.SALİ: Projeleriniz neler?
Orhan TANAKINCIOĞLU: Eski ve yeni kursiyer arkadaşlarla Silivri’yi köy köy belgeleme projemiz var. Her köyün tarihi ve mimari yapılarını, oradaki doğayı, tarımı özelliği neyse onunla ilgili bir envanter oluşturmak istiyoruz.

“GÖRÜNENLERİN DIŞINDA SİLİVRİ’DE BİR DE ACI VAR”
Renginar M.SALİ: Görüntü Yönetmeni olarak Silivri’de hangi kareler size çarpıcı geliyor?
Silivri’de fotoğraf dendiği zaman akla hemen Silivri’de gün batımı, gün doğumu geliyor. Başka fotoğraf yok mu? Bunu herkes görüyor. İyi bir fotoğrafçı o güneşin her gün farklı açıyla doğduğunu görür. Silivri’nin martıları, balıkçı tekneleri, esnafı, sanayisi, tarımı var ama Silivri’de birde acı var, mübadil denilen bir konu var ben şimdi onun peşindeyim (Türkiye-Yunanistan). Sıla özlemi diye bir konu var, bu benim hem fotoğrafçılık hem de gazetecilik yanımı tatmin eden bir konu.

“SANATÇI OLABİLMEK İÇİN YARIŞMACI DUYGUYU ORTADAN KALDIRMALI”
Sanatçı olabilmek için yarışmacı duyguyu ortadan kaldırmak gerekiyor. Benim fotoğrafım seninkinden daha güzel diye bir şey yok. Çünkü, senin fotoğrafın başka, benim fotoğrafım başka bir şey anlatıyor.
Renginar M.SALİ: Mesleğinizin en unutulmaz anısını bizimle paylaşır mısınız?
Orhan TANAKINCI: 1986 yılında Diyarbakır’da çalışıyordum, önümüzde giden bir minibüs mayından dolayı havaya uçtu. Biz de görüntülemeye çalıştık ama ben ufacık bir bebek ayağı gördükten sonra hiçbir şey görüntüleyemedim ve ağlamaya başladım. Çok anım var ama şimdi hepsini anlatamıyorum.
Silivri’de Sinekli Köyü’ne gittik. Orada 8 saatte bir geçen terkedilmiş bir tren istasyonu var. İstasyonun karşısında lojmanlar var, onların çatısında eski Fransızlardan kalma dört adet, mavi tonlarının daha fazla olduğu mor renkte cam kiremit var. Oraya çıkıp onları belgeleyemedim ona yanıyorum. Orada bir haber var aynı zamanda, bunun herkesi ilgilendirmesi lazım. Demek ki bir dönem Sinekli ’de evlerin damı cam kiremitmiş.

“GELECEĞİ OLMAYAN ÇOCUKLARI GÖRMEK BANA ACI VERİYOR”
Renginar M.SALİ: Sanatçının eserlerini anlayabilmek için eğitim- kültür seviyesinin de yeterli olması mı gereklidir?
Orhan TANAKINCI: Televizyon ilk çıktığında görevi, bütün bir kitleyi aynı anda eğitmek ve o kitlelerin beğeni düzeyini yükseltmekti. Şu anda ise televizyonun bilgilendirme özelliği kötüye doğru gitmekte. Televizyon insanları sıradanlaştırıyor, beğeni düzeyini azaltıyor, merakı yok ediyor artık insanlar okumayı bıraktılar.
Benim en çok acı hissettiğin konu; sokağa çıktığım zaman geleceği olmayan çocuklar görüyorum. İşte size fotoğraf konusu. Bunu kaç kişi düşünüyor? Ve anne-babalar zannediyorlar ki çocuğum okursa kurtulacak. Üniversiteye gelen çocukların beğenisi, kültürü, geleceği yok.

“GÖNÜLLÜ YARATICILIK DERSLERİ VERMEK İSTİYORUM”
Ben buraya geldiğimden beri söylüyorum. 8-12 yaş ve liseli çocuklara gönüllü yaratıcılık dersi vermek, onların dünyaya bakış açıları değiştirmek istiyorum. Ben çocuklara hep diyorum ki “on adım atacaksınız, bir fotoğraf çekecek siziniz.“ Çünkü çocuk o zaman on kez daha dikkatli bakacaktır. Yaratıcılığı gelişecektir. Projemi Başkanla da konuştuk ama uygun ortam yok.

“EN GENÇ VE EN NİTELİKSİZ NÜFUSA SAHİBİZ”
En genç ve en niteliksiz nüfusa sahibiz. Dünyayı yönetebilecek nüfusa değil, dünyaya işçi olabilecek nüfusa sahibiz. Maalesef bizim eğitimlerimiz yönetici olmaya değil, yönetilmeye hazır hale getiriyorlar.

“SİLİVRİ İNSANINI SANATA YAKIN GÖRDÜĞÜM İÇİN BURADAYIM”
Benim Silivri’ye yerleşmemin en önemli nedeni; Silivri insanının sanata yakın olduğunu görmem ve insan ilişkilerinin karşılıklı saygı ve sevgiye dayanıyor olması. Kültür Merkezi’nde yer almamı sağlayan Başkan Özcan Işıklar’a ve Ayfer Köylü’ye teşekkür ediyorum.”"

(not: röportajdaki dil yanlışlıklarına müdahale edilmemiş, gazetenin internet sitesinde yer aldığı gibi yayımlanmıştır.)